Hilmi Güler’in ortalama bir günü nasıl geçer. Bizlere ortalama bir gününüzü özetler misiniz?
- Benim ortalama bir günüm yok aslında. Her günüm farklıdır. Her gün ilgileneceğim bir şey bulurum…Kafamı hep çözüm arayışları meşgul eder. Kendimi çevremden, yaşadığım şehirden sorumlu hissederim ve kabul ederim. Yemek, uyku ve bazı ritüellerim dışında hep çalışırım. Fikir sorarım. Uzmanlar ve üretken insanlar en önem verdiğim kişilerdir. Ortalama günüm işte böyle geçer. Ancak Ordu hayatımın önceliğidir.
Bize Hilmi Güler’den bahseder misiniz? Nasıl bir insandır. Nelerden hoşlanır. Nelere kızar. Hangi tür kitapları okur. Hangi müzikleri dinler. En çok hangi rengi sever. Hangi takımı tutar. Mutfağa girer mi. Gün içersinde olmazsa olmaz bir ritüeli var mıdır? Nasıl bir adamdır Hilmi Güler?
- İsmimin beni özetlediğini düşünürüm. Heyecan dolu, pes etmeyen, pozitif, kötülük düşünmeyen bir insanım. Erdemli davranışlar benim için vazgeçilmezdir. Açık konuşmak gerekirse tutarsızlığa ve samimiyetsizliğe kızarım. Araştırma kitapları okurum. Genelde pastel renkleri severim. Orduspor’u severim. Mutfağa nadiren girerim ve güzel yemek yaparım. Gün içinde planladığım iş görüşmeleri ve inceleme-araştırma gezileri yaparım. Dua etmek değişmez ritüelimdir.
Ordu’da yapmaktan en fazla keyif aldığınız şey nedir?
- Ordu, bana göre Karadeniz’in değil, Türkiye’nin doğasıyla, deniziyle, coğrafyasıyla, ambiyansı ve insana yaşama keyfi veren en güzel şehirlerden biri. Bunu pek çok ülkeleri gezen bir insan olarak söylüyorum. Ben Ordu’nun yaşama dair her şeyinden hoşlanırım. Ancak sahilde yürümek, zaman buldukça rıhtımda balık tutmak hobilerim arasındadır. Enerji Bakanlığı’ndan ayrıldıktan sonra fırsat buldukça her Ordu’ya gelişimde kendimi hemen sahile atardım. Halen de yoğun programlardan fırsat buldukça sahilde yürüyorum. Hatta öyle oluyor ki, bazı iş görüşmelerimi bile sahilde yürüyerek yapıyorum.

Başkan adaylığı süreci nasıl gelişti. İlk temas nasıl sağlandı. İlk duyduğunuzda aklınıza gelen ilk şey ne oldu?
- Aslında Büyükşehir Belediye Başkanlığı konusunda bir niyetim yoktu. Kendimi tamamen projelere ve Ar-Ge alanına vermiştim. Ordu’daki siyasi gelişmelerle bile ilgilenmiyordum. Ordu aslında benim memleketim, baba ocağım, ata toprağım. Enerji Bakanı olduğum dönemde yarım asırdır biriken problemlerini çözmek için büyük gayret ve çaba göstermiş, büyük hizmet ve yatırımları gerçekleştirme fırsatı bulmuştum. Ondan sonra da bu hizmetleri ve ziyaretleri hiç kesmemiştim. O dönemde adaylık konusunda başka partili arkadaşlarım vardı. Hatta onlara yol açmak ve önlerini kesmemek için böyle bir şeyi hiç düşünmemiştim. Bunu da herkese söylemiştim. Ancak Cumhurbaşkanımız, ‘Bir abi olarak Ordu’ya gitmenizi istiyorum” deyince kabul ettim.
Başkanlık koltuğunu devir aldıktan sonra neler önceliklerinizi oluşturdu. Öncelikleriniz konusunda mesafe alabildiniz mi?
- Şu anda toplumda zihinsel bir dönüşüm yapıyoruz. Evet belediyeler asfalt döşer, kaldırım yapar, çöp temizler ama ben yöneticilik anlayışı itibariyle bu dar çerçevede kalacak bir anlayışa sahip değilim. Ordu’ya klasik ve dar bir fotoğrafla değil, daha geniş bir çerçeveden bakıyorum. Klasik Belediyecilik genellikle asfalt, kaldırım, çöp toplama gibi işleri başarmak gibi algılanır. Bunlar bizim asli görevimiz. Bunu en iyi şekilde yapıyoruz. Büyükşehir Belediye Başkanı görevine seçilince ana felsefemizi ve vizyonumuzu ‘Düşünen Ordu, Üreten Ordu, Yarışan Ordu’ olarak belirledik. Bunun için önce zihniyet değişimini ön plana aldık ve insanımızı düşünmeye, üretmeye ve yarışmaya teşvik ettik. Öncelikle zihniyetin değişmesi ve insanımızı kırsal kesimde hayvancılığa, et-süt üretimine, eko-turizme yönlendirmek ve teşvik etmek için projeler uygulamaya başladık. Çok süratli olarak 4 şirket kurduk. Birincisi; nitelikli tarım için ORTAR, çağdaş turizm faaliyetleri için ORTUR, yazılım ve teknoloji için ORYAZ, enerji ve altyapı için OREN’i kurduk.
Ordu, kırsal-şehir ilişkisini halen sürdüren bir şehir. Ancak son yarım asırda toplumda gelişen çok hızlı ekonomik ve sosyal değişiklikler nedeniyle kırsal alandan Ordu’nun sahil kesimine, hatta başta İstanbul olmak üzere diğer illere ve yurtdışına büyük göçler yaşandı. Dolayısıyla kırsal kesimde fındık bahçelerine bakacak, tarım ve hayvancılık yapacak genç kuşak kalmadı. Bunu durdurmak ve tersine çevirmek için tarım projelerine ağırlık verdik. Özellikle kırsal kesimde tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin artırılması için katkı veriyor, ekonomik, sosyal ve istihdam gelişim ve dönüşümünü başlatmak istiyoruz.
Kırsal kesimde hayvancılığın daha da zenginleştirilmesi ve canlandırılması, sahil bölgelerindeki insanların tarıma yönlendirilmesi için tarım projeleriyle işe başladık. Bu amaçla 400 bin adet sebze-meyve fidesi dağıttık. Bugün o fideler filiz verdi ve şimdi seralar sebze ürünleriyle kendini göstermeye başladı. Ardından koyunculuğun canlandırılması için 30 adet damızlık koç olmak üzere 330 adet Bafra koyunu dağıtımı gerçekleştirdik. Bunun ardından 3200 adedi dişi, 800 adedi erkek olmak üzere 4000 adet kaz dağıtımı yaparak kırsal kesim insanımızın yavaş yavaş bu yola sevkettik. Yakın zamanda damızlık koyunlar ve damızlık kazlar çoğalacak ve çiftçilerimiz binlerce koyun ve kaz ile hayvancılık, besicilik, et ve süt üretimi yapar hale gelecek.
Türkiye’de bal üretiminde birinciyiz ancak arı sütü üretimi yok denecek kadar azdı. Bunu canlandırdık. Kadın çiftçilerimize eğitim verdik ve bugün arıcılık yapmaya başlayan hanım kardeşlerimiz ürettikleri arı sütünü kilosu 5-7 bin liradan satıyor. Gençlerimizi, büyük şehirlerde ayda 2 bin lira asgari ücret için çalışmak yerine arı sütü üretimine, sebze-meyve üretimine, hayvancılığa, et-süt üretimine teşvik ettik. Kırsal kesimdeki insanımız ürettikleri sütleri satamıyordu, biz kurduğumuz tarım şirketi vasıtasıyla süt alımı yapmaya başladık. Yüksek ilçelerimizde süt evleri kurduk. Bu süt evlerinde şimdi sütten peynir ve süt ürünleri üretimini gerçekleştiriyoruz.
Ordu aynı zamanda dünyada en çok fındık üretilin bir il. Ancak bahçelerimizde fındık toplayacak işçi bulamıyorduk. Bu açığı da il dışından, Doğu ve Güneydoğu’dan sağlanan işçiler vasıtasıyla gideriyorduk. Sonradan hesapladık ki, her yıl sadece fındık hasat dönemi olan Ağustos ve Eylül aylarında il dışına giden para 45 milyon liraydı. Bu paranın il ekonomisinde kalması için yeni bir proje başlattık ve fındığa Büyükşehir elini attık. Şirket vasıtasıyla kurduğumuz sigortalı fındık toplama ekipleri oluşturduk. Gelecek yıldan itibaren hem bu projeyi daha da büyüteceğiz hem de diğer fındık üretimi yapılan illere proje desteği vereceğiz.
Ayrıca çikolata üretimine ağırlık verdik. Kibele markasıyla deneme üretimlerine başladık.
Denizi; her yönüyle Ordu’nun ve Ordulunun hayatına dahil etmek istiyorum. Katılımcı, cesur, korkmayan, düşünen, üreten ve yarışan bir Ordu hedefim…
Turizm açısından mevcut turistik alanlarımızın cazibesini arttıran ya da henüz gereken turistik ilgi ve değeri görmemiş alanlarımızı tanıtmaya ağırlık vermek istiyoruz. Enerji alanında kurduğumuz şirketle enerjiye yönelik projelerimizi başlatıyoruz. Parça parça başlattığımız bu projeler daha sonra büyük bir resme dönüşecek. Fındıkta, balda, damızlık koyun dağıtımında, kaz dağıtımında, yerel ürünlerin ve turizm altyapısının oluşmasında ilginç bir kırsal ile şehir entegrasyonu ortaya çıkacak. Bu projeler daha sonra sanat, estetik ve erdemli davranışlarla birleşecek. O zaman Ordu, geleceğin örnek markası olacak.
Ağustos ayında fındık alanında önemli bir uluslararası organizasyona imza attınız. Fındık üreten 3 ülkenin ortak işbirliği deklarasyonu Ordu’da imzalandı. Bu önemli gelişme nasıl sağlandı?
- Bu sezonun fındık politikasının üreticimizin istediği fiyat ve alım sistemi doğrultusunda oluşturduk. Bu amacımıza ulaştıktan sonra ikinci bir adım atarak fındığı uluslararası alana taşıdık.
Dünya fındık üretiminin yüzde 80’ini oluşturan ancak bugüne kadar birbirlerinin alternatifi gibi politika izleyen Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’ı Ordu’da biraraya getirerek ortak hareket etme ve ortak politikalar üretme konusunda Tarım ve Orman Bakanımız Bekir Pakdemirli’nin yakın desteğiyle tarihi bir adım attık.
Türkiye Cumhuriyeti Tarım ve Orman Bakanlığı ve Azerbaycan Cumhuriyeti Tarım Bakanlığı ile Gürcistan Çevre Koruma ve Tarım Bakanlığı arasında ‘Fındık Alanında Stratejik İşbirliği Deklarasyonu’ imzalanmasını sağladık.
Bugüne kadar 3 ülke arasında Ankara, Bakü ve Tiflis gibi başkentlerde imzalanan bu tür anlaşmalar bu kez Ordu’da imzalandı. 3 ülkenin Tarım Bakanı Ordu’da biraraya gelerek dünya fındık sektöründe tarihi bir adım atarak ortak hareket etme kararı aldık.
Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Azerbaycan Cumhuriyeti Tarım Bakanı İmam Karimov ve Gürcistan Çevre Koruma ve Tarım Bakanı Levan Davitashvili’nin imzaladığı iyi niyet deklarasyonu ile Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan ülkeleri fındık alanında ortak işbirliğini geliştirmek, ortak üretim, kalite, verimlilik için potansiyel ve ihtiyaç duyulan bilimsel, teknik ve teknolojik işbirliği yapacak.
Aynı gün 3 ülkenin fındık hasadını düzenlediğimiz ‘Fındık Hasat Şenliği’ ile Ordu’da başlattık. Bu birliktelik Uluslararası Kabuklu Meyveler Konseyi (INC) benzeri bir birlikteliğin de temellerinin atılmasına zemin oluşturacak.
Göreve geldiğinizden bu yana deniz ve turizm vurgusu yapıyorsunuz. Bu konu ile ilgili neler söylemek istersiniz. Ordu deniziyle barışacak mı?
- Barıştı bile. Kano sporunun başlatılması, yelkenli teknelerin, yatların Ordu’yu geçiş rotasına alması, balıkçı barınakların yat turizmini de içine alacak nitelikte yeniden düzenlenmesi, olta balıkçılığının geliştirilmesi, yöresel tekne imalatı ve taşımacılıkta yeni sürprizlere hazırlanıyoruz. Kano sporu için Ordu-Giresun Havalimanının kara tarafı pist arasındaki alanda uluslararası kano parkuru olarak belirledik. Balıkçı barınaklarımızda yelkenler için ayrı düzenlemeler yapacağız. Deniz sporu ve deniz turizmi açısından yeni sürprizlere hazırlanıyoruz.
Bize Ordu ile ilgili hayallerinizden bahseder misiniz? Hilmi Güler nasıl bir Ordu hayal ediyor?
- Ordu geçmişiyle, kültürüyle, sanatıyla, eşsiz doğası ve sıcacık insanıyla çok farklı müthiş kişilikli bir şehir…Ordu’nun bu kişiliğiyle uyum içinde çağdaş şehircilik anlayışıyla geleceğin huzur ve sağlıklı kentini inşa etmeye başladık.
Ordululuk üst kimliği ile Ordu’yu seven, aidiyet duygusu yüksek, erdemli bir kent kültürünü oluşturmak en büyük emelim. Doğduğu yerde doyan, seven ve sevilen, Ordulu olarak mutlu ve gururlu bir Ordulu kimliği…Yarına güvenle bakan, özgüveni yüksek bir hemşehri özlemi!. Bunun için her şeyimiz var. Ben sadece deneyim ve birikimlerimle birleştireceğim. Yönetmeyeceğim, yönlendireceğim. Attığımız isabetli ve çok farklı adımlarla çok iyi gittiğimiz söyleniyor. Kısaca güzel günler bizi bekliyor…

Benim Ordu’ya bırakacağım en büyük eser bu olacak dediğiniz bir projeniz var mı?
- 14 kritik tünelle 135 yıllık bir rüyayı gerçeğe çevirdiğimiz, Enerji ve Tabii kaynaklar Bakanı olduğum dönemde başlattığım Karadeniz-Akdeniz yolu (Dereyolu) projesi benim sadece Ordu’ya değil ülkemize kazandırdığım en önemli projedir. Düşünsenize Karadeniz’i, Marmara’yı, Ege’yi ve Akdeniz’i dolaşmak zorunda kalmadan, Ordu’dan Akdeniz’e kestirmeden inen bir güzergah…Rusya’nın, Ukrayna’nın, Gürcistan’ın mallarını direkt Ordu’da Akdeniz’e indirme imkanı…Ayrıca Akdeniz ürünlerinin de direkt Ordu’dan Karadeniz’e çıkışı!..Güzergah üzerindeki Sivas, Kayseri gibi şehirlerin ithalat ve ihracatının Ordu’ya bağlantısı…Buna ileride bağlanacak demiryolu ve enerji hatları. Kısacası müthiş faydalı bir stratejik dev yatırım. Düşünmesi bile muhteşem!..
Ordulular olarak bizler gerek Ordu, gerek İstanbul, Türkiye’nin diğer illerinde ve yurt dışında yaşayanlar olarak büyük bir aileyiz. Ancak lobi, Ordululuk bilinci ve birlikte hareket etme kabiliyeti açısından istediğimiz noktada olduğumuzu söyleyemeyiz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
- Ordu sadece Türkiye’nin değil aynı zamanda dünyanın en güzel şehirlerinden biri. Biz bunu daha güzel daha yaşanılabilir hale getirmek istiyoruz. Burada güzel bir çalışmayı sürdürüyoruz. Çalışmalarımız dışımızda da hissedilmeye başladı. Buradaki birlik ve bütünlüğümüz çok samimi, açık şeffaf davranışımız diğer illerden de takip ediliyor. Yurtdışından da bunun yansımaları geliyor. Bizim burada asıl meselemiz; bu kadar güzel bir şehri sevgiyle daha da pekiştirmek, erdemle donatmak ve samimiyet ile el ele götürmek. Estetik yönü güçlü, sosyal dokusu sağlam ve aynı zamanda da ekonomisi güçlü bir şehir olsun istiyorum. Herkesin siyasi görüşü olacak ama bizim buradaki üst kimliğimiz Ordululuk olsun istiyorum. Dolayısıyla temel esası olarak Ordululuk bilinciyle hareket etmeliyiz.
Son olarak okuyucularımıza ve Ordulu hemşerilerinize vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
- Ordu’ya geldiğimde ‘ben yok, biz yok, siz varsınız’ demiştim. Sevgiyi büyütmeye geldim diyerek duygularımı açıklamıştım. Şimdi bu sözlerimi yerine getirmek, daha da özgüveni yüksek bir Ordulu profili ile projelerimizi bir bir uyguluyoruz. Amacım, güzel hemşehrilerimle Düşünen, Üreten ve Yarışan Ordu’yu gerçekleştirmek. Katılımcı, şeffaf ve adil bir yönetimle Ordu’muzun geleceğini birlikte çizmek. Bu benim için hayatımın en anlamlı, şerefli pâyesi. Allahım izin verirse bu onurlu görevi yüzümüzün akıyla başarmak en büyük hedefim…
